Türkiye'nin uluslararası arenada attığı stratejik adımlar ve bunların yansımaları

Türkiye, son yıllarda dış politikada yaptığı atılım ve hamlelerle uluslararası arenada etkinliğini arttırmaya devam ediyor. Koronavirüs salgını sürecinde zor durumda olan ülkelere uzattığı yardım eli, Libya'da yaşanan iç savaşı noktalamak adına yapmış olduğu hamleler, Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması, Akdeniz'de yaşanan gerginlikte izlediği politika Türkiye'nin bölgedeki en önemli aktör olduğu gösterdi. Siyaset Bilimci Umur Tugay Yücel Türkiye'nin son dönemlerde atmış olduğu stratejik adımlara dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu

İstanbul , , İnteraz - 14 Eylül 2020, 10:30

Türkiye, son yıllarda dış politikada yaptığı atılım ve hamlelerle uluslararası arenada etkinliğini arttırmaya devam ediyor. Koronavirüs salgını sürecinde zor durumda olan ülkelere uzattığı yardım eli, Libya'da yaşanan iç savaşı noktalamak adına yapmış olduğu hamleler, Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması, Akdeniz'de yaşanan gerginlikte izlediği politika Türkiye'nin bölgedeki en önemli aktör olduğu gösterdi. Siyaset Bilimci Umur Tugay Yücel Türkiye'nin son dönemlerde atmış olduğu stratejik adımlara dair İnteraz Türkiye’ye çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

S-Koronavirüs salgını sürecinde, Türkiye'nin (İtalya, İspanya, İngiltere, Almanya, ABD) çok sayıda ülkeye tıbbi malzeme yardımı yapmış olması dünyada nasıl yankı buldu?

C- Bu sorunuza direkt olarak Türkiye'nin batılı ülkelere yumuşak güç dersi verdiğini söyleyebilirim. Türkiye sadece sağlık alanında değil, kriz yönetiminde ve insani yardımda da model bir ülke oldu. Ankara 5 kıtada 137 ülkeye tıbbi yardımda bulundu. Bu durum Türkiye'nin hem devlet kapasitesini hem sağlam alt yapısını hem de liderliğini ortaya koydu. Açıkçası Türkiye küresel çapta ses getiren bir imaj çalışması yaptı. NATO ülkeleri arasında bile Türkiye, koordinatör ve yardımsever bir ülke olarak öne çıktı. Sonuçta Ankara dünya kamuoyunda saygısını ve güvenini artırdı. Oysa batılı ülkeler bu süreçte kapasite sorunundan, lider yoksunluğuna kadar uluslararası kamuoyunda küçük düştü. Türkiye Cumhuriyeti Covid-19 ile mücadelesine ulusal ve küresel düzeyde devam ediyor.

S-Türkiye’nin Libya'da iç savaşı sonlandırmak adına bölgede attığı adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

C-Türkiye kurulduğu günden bu yana uluslararası hukuk ve değerlere göre hareket eden bir ülke profili çizdi. Ulusal menfaatleri bile batılı ülkeler gibi ne korsanlık ne de hukuksuzluk içermiştir. Libya konusunda da Birleşmiş Milletler tarafından meşru kabul edilen bir hükümetin unsurları ile bölgeye barış getirmeye çalışan bir Türkiye vardır. Aslında Libya'daki istikrarsızlığın ve savaşın sebebi de batılı ülkeler ile NATO'nun müdahalesidir. Şimdiki süreçte ise batılı ülkeler BM tarafından meşru kabul edilen hükümeti desteklemek yerine darbeci bir askeri desteklemektedir. Libya'da barış inşa edilecekse bunun tamamen batılı ülkelerin insiyatifinde olamayacağı kesindir. Rusya ile Suriye'de olduğu gibi ortak bir istikrar planı geliştirme şansına sahibiz. Türkiye zaten Libya'da ve Doğu Akdeniz de istikrar İçin meşru hükümet ile ortak çalışıyor. Son zamanlarda Türkiye'nin Libya'da sessizliğe kapıldığı tarzında görüşler dile getiriliyor. Oysa Libya'da iç dengeleri de iyi hesap etmek gerekiyor. Şuan Ankara Libya'daki iç ve dış aktörlerin hamlelerini dikkatle takip ediyor. Sonuçta Türkiye'nin desteği ile Libya'da dengeler değişti. Yeni dengelerin oluşması zaman alacaktır. Açıkçası Ankara Libya'da oyun kurucu bir ülkeden öte düzen kurucu ülke sıfatını taşıyor.

S-Geçtiğimiz günlerde Ermenistan ve Azerbaycan arasında Tovuz bölgesinde şiddetli çatışmalar yaşanmıştı. Akabinde yapılan Türkiye ve Azerbaycan ortak tatbikatı ile dünyaya Türkiye'nin her zaman Azerbaycan'ın yanında olduğu gösterildi. Bu beraberlik nasıl daha ileri taşınabilir?

C-Türkiye Ve Azerbaycan arasındaki ilişki sadece bir müttefiklik ilişkisi değildir. Bundan daha fazlasıdır. Tarihsel, kökensel ve coğrafi şartlar Azerbaycan'ın Türkiye için vazgeçilmez bir kardeş ülke olduğunu bize gösterir. Zaten son dönemde iki ülke ilişkileri oldukça yüksek seviyede ilerliyor. Bu iyi ilişkilerin devam ettiği süreçte Ermenistan ve Azerbaycan arasında Tovuz bölgesinde şiddetli çatışmalar yaşandı. Bu durumun hemen ardından Türkiye ve Azerbaycan ortak tatbikata başladı. Şu hiç unutulmamalıdır ki Azerbaycan'a bir saldırı Türkiye'ye, Türkiye'ye yapılan bir saldırı Azerbaycan'a verilen bir mesajdır. İşte bu yüzden iki kardeş ülkenin bölgesel ve küresel rakiplerine bir mesaj vermesi gerekiyor. Bu mesaj ilk olarak Türkiye'nin Nahcivan Özerk Cumhuriyetinde bir askeri üs inşa etmesi ile başlayabilir. Daha sonra ise Türkiye ve Azerbaycan Hazar Denizi kıyılarında ortak bir askeri üs kurması ile tamamlanacaktır. Bu da bölgede dengeleri değiştirecektir. Bu üsler bölge ötesi bir mesaj olarak tarihe geçebilir. Türkiye ve Azerbaycan bu askeri üs hattı ile her türlü saldırıya karşı daha hazır olacaktır. İki ülkenin yapacağı bu askeri iş birliği Türk dünyası İçin ortak vizyon oluşturulmasında çok önemli bir adım olacaktır. Tek millet iki devlet perspektifi sloganlardan öte büyük Türk stratejisinin bir parçasıdır.

S- Doğu Akdeniz de yaşanan kriz devam ediyor. Türkiye'nin Akdeniz'de atmış olduğu adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

C- Türkiye Doğu Akdeniz'de de uluslararası hukukun kendisine vermiş olduğu haklarını kararlılıkla savunmaktadır. Bu cephede de net şekilde batılı ülkelerin Türkiye karşıtı bir ittifak yaratmaya çalıştığını görüyoruz. Karşımızda özellikle batılı ülkelerin başını çektiği uluslararası bir güç bloğu oluşturmaya çalışılıyor. Bu yüzden Türkiye'nin de kendi uluslararası güç bloğunu oluşturması şarttır. O yüzden Ankara, Doğu Akdeniz'de partnerlerini artıran bir Vizyona sahip olmalıdır. Bunu da batılı ülkelerin bazılarını yanına çekerek Ve batı dışı güçleri oyuna dahil ederek bir dengeleme stratejisi çizmelidir. Bu ilişkilerin daha somut bir hal alması önceliğimiz olmalıdır. Özellikle ekonomik motor Çin'in ve askeri güç Rusya'nın da bölgede Türkiye'nin yanında duran bir pozisyon alması elimizi güçlendirecektir. Son süreçte Kıbrıs adası büyük güçlerin rekabet sahasına dönüyor. Fransa'nın Uçak Gemisi göndermesi, İngiliz üslerinin varlığı Ve takviyesi, Amerika'nın Rum kesiminden üs elde etme çabası ve silah ambargosunu kaldırması Ankara ve Lefkoşa için büyük tehdit içeriyor. Türkiye 40 yıldır Yunan ve Rumlara karşı diplomasi masasını kuran taraf oldu. Ama görüyoruz ki Yunanistan'ın yıllardır adaları silahlandırması yanında Rumlar ile birlikte Rusya'dan S-300 alması ve ABD'ye üsler sağlaması Rum kesiminin de silahlanma çabaları Türk karar alıcıları artık sert güç konusunda hamlelere itmiştir. Şimdi ise Türkiye'nin de yavru vatan KKTC'de son teknoloji operasyonel hava ve deniz üsleri inşa etmesi gerekiyor. Ayrıca Rusya ve Çin ile ortak bir askeri üssü faaliyete geçebilir. Hatta Azerbaycan-KKTC-Türkiye bloğu da hayata geçirilebilir. Tabiki bölge ülkeleri ile işbirliğimiz önceliğimiz olmalıdır. Türkiye batılı ülkelere ilave ve alternatif dünyalar inşa etmelidir. Çünkü bu bölge uzun yıllar bölgesel ve küresel güçlerin çekim merkezi olacaktır. Artık uzun vadeli şekilde KKTC'nin dünya kamuoyunda tanınmış meşru bir devlet olma hedefini koymalıyız.

S-Ayasofya'nın yeniden ibadete açılmış olmasının uluslararası yansımaları nasıl oldu?

C-Türkiye'nin son yıllarda uluslararası gündemde en çok boy gösteren ülkelerden biri olduğunu biliyoruz. Yaptığı her hamle aldığı her karar zaten özellikle batılı ülkeler tarafından dikkatle takip edilip eleştiriliyor. Ayasofya'nın açılmasından sonra bu konudada beklenti yine yüksekti. Hatta uluslararası basın bunun küresel bir karmaşaya hatta uluslararası öfkeye/şiddete yol açacağını bile dile getirdi. Lakin yaşadığımız süreçte bunların ne kadar manipülasyon içerdiği ortaya çıktı. Daha çok batılı ülkelerin bu konuda karşı açıklamalar yaptığını biliyoruz. Yalnız Türkiye'nin eskisi gibi batılı ülkelerin dayatmalarını artık ciddiye almadığını gösterdi. Türkiye'nin artan ekonomik, siyasi ve askeri gücü artık batının etkisiz kaldığını gösteriyor. Tabiki Türkiye'nin bu kararına destek veren Pakistan, Malezya, İran gibi ülkeleri de unutmamak gerekiyor. Rusya ise bunu Türkiye'nin bir iç meselesi olarak gördü. Bunun yanında Ayasofya'nın açıldığı dönem büyük güç rekabetinin arttığı, jeopolitik dengelerin değişmeye başladığı ve pandemi ile mücadele de önceliğin olması yüzünden Türkiye'ye gelen tepkileri de sınırladı. Açıkçası Türk karar alıcıları çok doğru bir zamanda bu kararı aldı. Türkiye'nin artan gücü Ayasofya konusunda kendini göstermiştir.