Beyrut'u sarsan patlama

Beyrut'u sarsan şiddetli patlamanın ardından Lübnan'daki gelişmeler ve son durum

İstanbul, İsmayıl Rahimli , İnteraz - 11 Ağustos 2020, 12:56

4 Ağustos Salı günü Beyrut limanında meydana gelen patlamada onlarca insan hayatını kaybederken binlercesi de yaralandı. Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Aoun, patlamaya liman bölgesinde yeterli güvenlik önlemi alınmadan tutulan 2 bin 750 ton amonyum nitratın yol açtığını söyledi. Lübnan Başbakanı Hasan Diyab ise limandaki “tehlikeli” depo ile ilgili yaklaşık 6 yıldır uyarı yapıldığını vurgulayarak sorumluların cezasız kalmayacağına dair söz verdi.

 

Ancak bu açıklamalar halkın öfkesini dindirmedi. Bu patlama hükümete karşı zaten var olan itirazların daha da artmasına ve hafta sonu binlerce insanın protestolara katılmasına neden oldu. Ülkede hakim olan ekonomik kriz Beyrut patlamasından önce de vardı. Orta Doğu’nun en işlek limanlarından birini harabeye çeviren patlama zaten krizde olan ülke ekonomisine ağır bir darbe daha indirdi. Ülkede milyarlarca dolarlık hasarın yanı sıra 300 bin kişi evsiz kaldı.  

 

Patlamanın ardından Lübnan hükümeti failler hakkında araştırmaların yapılması talimatını verdi. Bazı taraflarca Lübnan hükümeti bu patlamada doğrudan rol alıyor. Lübnan Gümrük İdaresi başkanı  Bedri Dahir olayla ilgili şöyle bir açıklamada bulundu: " Lübnan güvenlik ajansları defalarca Beyrut limanındaki patlayıcı maddeler ile ilgili Saad El Hariri kabinesini uyarmışlardı. Ancak onlar bu hususa hiçbir tepki göstermemişlerdi. " Başka bir ifade ile 2 bin 750 tonluk amonyum nitrat deposu  Saad El Hariri hükümeti döneminde hakkında uyarılar yapılan bir depo idi. 

 

Lübnan'daki mevcut kaosların hedefi olan başbakan Hassan Diyab da bu olayla ilgili suçlamayla karşı karşıya. Muhalifler Diyab hükümetine girişimde bulunarak onu istifa etmeye çağırdılar. Önemli devlet binaları karşısında gösterilerin düzenlenmesi ve bakanlıklara saldırıp bu binaları ele geçirme girişimleri göze çarptı. Bu durum ordunun kaos çıkaranlara tepki göstermesine ve sonuçta çarpışmalar ve çatışmalara da yol açtı. Şiddet ve kaos olaylarının artmasıyla Hassan Diyab da erken parlamento seçimlerinin düzenlenmesini önerdi.

 

Muhalifler bakanlara kabineden istifa etmeleri için de baskı yaptı. Maliye Bakanı Vezni, Enformasyon Bakanı Menal Abdussamed, Çevre Bakanı Damianos Kattar ve Adalet Bakanı Mari Kloud Necm da makamlarından istifa etti. Kimi bakanlar ise baskı altında ve şantaj yapılarak istifa etmeyeceklerini ve üstlendikleri sorumluluklara devam edeceklerini belirttiler. 

 

Lübnan Çalışma Bakanı Lamiya Yemin ve Endüstri Bakanı Emad  Hubbullah da şöyle bir vurguda bulundular: "Hükümet dayanıklıdır ve halka karşı üstlendikleri sorumlulukları yerine getirecektir."

 

Diyab hükümetinin tüm bu sarsılmazlık ifadelerine rağmen, Başbakan Diyab, 10 Ağustos yapılan Bakanlar Kurulunun ardından Başbakanlık binasında düzenlediği basın toplantısıyla istifasını açıkladı.

 

Ülkedeki siyasi güçlere tepki dolu ifadeler kullanan Diyab, "Yaşanan bu felaket devlet yönetimindeki kronik yolsuzluğun sonucudur. Daha önce yolsuzluğun devletin tüm kademelerinde var olduğunu söyledim. Bugün ortaya çıkıyor ki yolsuzluk sistemi devletten büyüktür, devlet söz konusu yolsuzlukla mücadele edemiyor." değerlendirmesinde bulundu.

 

Şimdi herkesin aklındaki soru şu: Patlamanın gerçek suçlusu kimdir? Bu patlama sıradan bir ihmalın sonucu mu? Yoksa siyasi bir amaç için mi yapıldı?

 

Patlamanın gerçek sorumlusu tabii ki patlayıcı maddelerin orada 6 yıldır bekletilmesine göz yuman yetkililerdir. Ancak bu bekletilme bir amaç için bilinçli bir stratejik kapsama dahil mi değil mi hala tartışılıyor. Bölgenin siyasi kriz içinde bulunması, İsrail'in en büyük bölgesel korkusu olan Hizbullah'ın Lübnan ve çevre ülkelerdeki itibarı ve bölgesel başarıları, İsrail'in "Büyük İsrail" projesinde Lübnan'ın de yer alması ve Beyrut'un bu siyasi karmaşada çok önemli jeostratejik bir konumda olması patlamanın siyasi bir amaca hizmet ettiği iddiasını güçlendiriyor. Ancak bu konuda kesin bir şey söylemek şuanki durum için güçtür. 

 

Patlamadan çıkar elde edenler oldu tabii ki. Ancak bu çıkarcıların suçlu olduğunu gösteren kesin delillerin olmaması belirsizliğin devam etmesine neden oluyor. 

 

Hem ülke içinde hem de ülke dışında yeni gelecek olan hükümetin bu olayın faillerini bulmada ve ekonomik krizi yönetmede başarılı olacağına inanılıyor.