Kaosun pençesinden düşmeyen ülke: Libya

Merve Gök

Editör

20 Haziran 2020, 15:03

Son günlerde iç savaş, kaos ve siyasi gerilimle gündemden hiç düşmeyen Libya’da belirsizlik devam ediyor. Siyasi istikrarsızlığın ilk başlangıcı olan 2010 yılında Arap coğrafyasında gerçekleşen halk hareketlerinden sonra, Libya’yı 42 yıldır yöneten Kaddafi, NATO’nun desteğiyle devrilmişti.

2011 yılından itibaren ülkede otorite boşluğu ve buna paralel olarak iç savaşlar hiç durulmadı.

Libya’da Kaddafi Sonrası Siyasi Yapılanma

Libya'da Muammer Kaddafi'nin devrildiği 2011'de başlayan iç savaş hala sürüyor. Birleşmiş Milletler ve pek çok devletin siyasi çözüm için çabaları bugüne kadar Libya’daki siyasi boşluğu dolduramadı. Akdeniz'e kıyısı bulunan 6,5 milyon nüfuslu petrol ülkesi Libya'da Kaddafi'nin devrilmesinin ardından yüzlerce irili ufaklı silahlı grup faaliyet göstermeye başladı.

Öne çıkan gruplar

• Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne (UMH) bağlı birlikler. Merkezi Trablus’ta yer alan UMH, BM, bazı AB ülkeleri, Türkiye, Katar ve birçok üye ülke tarafından destekleniyor.

• Kaddafi'nin devrilmesinde en büyük paya sahip Misrata merkezli güçler. 

• Körfez ülkeleri ile Mısır'ın desteklediği Tobruk merkezli General Halife Hafter'e bağlı Libya Ulusal Ordusu. Hafter güçleri de Rusya, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Fransa tarafından destek görüyor.

• Ülkenin batısında, Tunus sınırına yakın Zintan merkezli güçler.

Libya ve Suriye’nin kaderi ayaklanmaların başından beri birbiriyle bağlantılı görüldü. NATO’nun Libya’ya müdahale etmesi ve Kaddafi’nin devrilmesi benzer bir sürecin Suriye’de de işleyeceği izlenimini yarattı. Ne var ki, Suriye Lİbya’nın kaderini yaşamadı.

Libya ve Suriye Amerikan nüfuz sahasında yer almıyordu ve bu sahanın genişlemesi için ABD bu ülkelere Irak Savaşı benzeri bir müdahale planlıyordu. Bu bağlamda 11 Eylül 2012’de ABD’nin Ortadoğu’daki en kıdemli elçisi Christopher Stevens’ın Bingazi’de öldürülmesi Libya için bir dönüm noktası oldu. ABD için asıl mesele Ortadoğu’da yeni mevzi kazanmak değil dolaylı bir şekilde bölgede etkin olmaktı.

NATO’nun Libya müdahalesi geri dönülemez bir süreci başlatmış oldu. Çin ve Rusya’nın başında destek verdiği Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bildirisiyle girişilen NATO müdahalesi bundan böyle uzlaşı ihtimalini ortadan kaldırmıştı. 

Libya’ya NATO müdahalesi Türkiye açısından da belirleyici oldu. Ayaklanmalar başladığında Komşularla Sıfır Sorun politikasını uygulayan Türkiye, iyi ilişkilere sahip olduğu Kaddafi yönetimini korumaya çalıştı. Ancak müdahale engellenemeyince hükümet kısa süre sonra pozisyon değiştirdi. Nitekim bu manevra kısa zamanda Türkiye’nin Suriye politikasını da etkiledi. 

Gelinen noktada Kaddafi’nin devrilmesinin ardından bölge güçlerinin güreş sahasına dönüşen Libya’da, bugün BM tarafından tanınan Trablus Merkezli UMH yönetimi ile darbeci Hafter komutasındaki Libya Ulusal Ordusu arasındaki çekişmeler, ülkedeki siyasi grupları belirginleştirdi.

Libya’da silahlı siyasi gruplar iki belirgin cepheye ayrılmış durumda

Libya'nın batısındaki Trablus, Mistara ve Hums gibi şehirler, Türkiye ile BM tarafından desteklenen ve uluslararası alanda tanınan Ulusal Mutabakat Hükümetinin elinde bulunuyor. Doğu kesimlerini ise Tobruk merkezli General Halife Hafter'e bağlı gruplar kontrol ediyor. Libya'nın büyük oranda çöl olan güney kesimlerinin kontrolü de yerel silahlı aşiretlerin elinde.

Libya’daki Siyasi Aktörler

1- Halife Hafter: 1960’lı yıllarda Libya’da yeni yeni siyaset sahnesine çıkan Halife hafter, Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi ile dostluğu ve işbirliği sayesinde ülke içerisinde önemli bir konuma geldi. 1969 yılında Libya kralı İdris’in devrilip, yerine Kaddafi’nin geçtiği dönemde Halife Hafter önemli görevlere getirildi. 1986 yılında Fransa'nın desteklediği Çad kuvvetlerine yenilip ve 300 askeri ile esir olunca Muammer Kaddafi tarafından hain ilan edildi.

ABD'ye kaçtıktan sonra tutuklandıysa da 1990 yılında CIA ile anlaşma yaparak serbest kaldı. 2011 yılında Kaddafi karşıtı gösterilerin artması ile birlikte Libya'ya geri döndü. Kaddafi'nin devrilmesinin ardından 2 yıl yargılandıysa da davası sonuçlanmadı. Hafter, 2011 Libya İç Savaşı'nda Kaddafi'yi deviren güçlerde üst düzey bir görev üstlendi. 2014 yılında Genel Ulusal Kongresi (GNC) görev süresine göre iktidardan vazgeçmeyi reddettiğinde Libya Ordusu komutanı oldu. Hafter, GNC'ye ve müttefiklerine karşı bir mücadele başlattı. Mücadelesi, seçimlerin GNC'nin yerini almasına izin verdi ancak daha sonra bir iç savaşa dönüştü. 

Yenilenen seçimlerden sonra 2015 yılında Tobruk'taki Temsilciler Meclisi tarafından Libya Ulusal Ordusu komutanı olarak atandı.

Aynı zamanda Amerikan vatandaşı olan Halife Hafter, Kaddafi zamanında kurduğu bağlantıları ile 2011 sonrası ülke içerisinde otorite boşluğunu kullanarak Libya’nın büyük bir bölümünün kontrolünü ele geçirmiş durumda. Libya’da askeri nüfusa sahip olan en büyük güç olarak kabul edilen General Hafter, kendi dışındaki oluşumları düşman ilan etmiş durumda.

General Hafter ülkede güvenliği yeniden inşa etmek, silahlı çetelere ve "teröristlere” karşı savaşmak istediğini söylüyor. Hafter kendi komutasında Selefilerin bulunmasına karşın İslamcılara karşı mücadele etmesi nedeniyle de yabancı müttefikler nezdinde belli bir itibara sahip. Ancak Hafter'in Libya'yı Kaddafi benzeri kalıcı bir diktatörlük olarak yönetmesinden de endişe ediliyor. Trablus'u almak için son girişimi Birleşmiş Milletler desteğinde demokratik merkezi bir hükümet kurulması hedefiyle yapılan barış görüşmelerinin hemen öncesine denk gelmişti.

Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, İsrail, Rusya, Amerika açık bir şekilde ifade etmeselerde Halife hafter’in bu kadar güçlenmesindeki en büyük rollere sahip ülkeler.

Fransa ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde hazırlanan ve Hafter'e ilerleyişini durdurma çağrısı yapan bir karar tasarısına da Rusya ile birlikte engel olmuştu. 

2- Mustafa Fayez al-Serrac: Askeri nüfuzu olmayan bir kamu görevlisi olan Başbakan Serrac, Trablus'ta Ulusal Mutabakat Hükümetine başkanlık ediyor. Serrac bazıları tarafından uluslararası güçlerce görevlendirilmiş bir başbakan olarak değerlendiriliyor.  Doğudaki rakipleri tarafından yönetimine meydan okunan Serrac, Trablus'taki milisler tarafından destekleniyor. Birleşmiş Milletler Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin ülkedeki derin ayrılıklara son verecek siyasi süreç içerisinde başlıca destekçisi konumunda. Türkiye ve Katar'ın Hafter karşıtı tutumu, Müslüman Kardeşler üzerinden körfezde yaşanan karşıtlığın bir sonucu olarak görülüyor. İtalya ise Akdeniz üzerinden gelen göç akınını durdurma noktasında Serrac hükümeti ile işbirliği yapıyor.

Libya’daki son durum nedir?

Siyasi istikrarsızlığın hâkim olduğu Libya’da Ulusal Mutabakat Hükumeti ile Hafter güçleri arasındaki çatışma devam ediyor. Rusya’nın desteklediği Hafter güçleri, Trablus hükumeti güçlerine karşı, elindeki cepheleri bir bir kaybediyor. Türkiye’nin de krizin başından beri açıktan destek verdiği meşru hükumet zafere doğru ilerliyor.

Libya Ulusal Ordusu'nun geçen sene Trablus'u ele geçirmek için başlattığı saldırı, geçtiğimiz günlerde kuzeybatıdaki son kalesi olan Terhune'yi de kaybetmesiyle teknik olarak son buldu. Libya hükümeti, başta Trablus il idari sınırının tamamı olmak üzere Terhune vilayeti ve diğer bölgeleri Hafter'e bağlı milislerden geri aldı. 

Libya’nın darbeci generali Halife Hafter’in, 14 aylık Trablus kuşatması son buldu. Hafter’e bağlı silahlı gruplar, Sirte ve Cufra’da yeni bir savaş için savunmaya çekildi. Libya iç savaşında artık ikinci aşamaya girildi.

Hafter'in temsilcilerinin Kahire'de siyasi bir süreçle ilgili görüşmeler yaptığı biliniyordu. Hafter, geçmişte uzun süreli ateşkes anlaşmalarına imza atmaya yanaşmamıştı.

Libya ordusu, darbeci Halife Hafter milislerine karşı yürüttükleri başarılı operasyonlarında bir önemli eşik daha olan Sirte'ye dayandı. Sirte, Libya'da yaşanan savaşın geldiği mevcut durumda en kritik merkezlerden biri konumunda. Türkiye'nin desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) güçleri şehri kontrol altına almak için ilerleyişe devam ederken, siyasi ve askeri süreç sürüyor. Sirte'nin sahip olduğu stratejik ve tarihi önem, şehrin kontrolünü her iki taraf için de önemli kılıyor.

Sirte'de düğümü çözmek için diplomatik girişimler devam ederken, bu girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde, Türkiye ve Rusya'nın da doğrudan ve dolaylı olarak dâhil olacağı şiddetli çatışmaların başlayacağı tahmin ediliyor.

Öte yandan Halife Hafter güçlerine bağlı askeri kaynaklar tarafından yapılan açıklamada, Sirte'nin batısındaki Cerf Vadisi ile Vuşka yerleşimi arasındaki bölgenin 'askeri operasyon alanı' ilan edildiği belirtildi.

Askeri operasyon alanı ilan edilen bölge Türkiye'nin desteklediği UMH güçlerinin kontrolünde bulunuyor. Hafter'in bu bölgeyi UMH'den geri alabilmek için saldırı gerçekleştireceği düşünülüyor.

Libya’da hangi ülkeler ne istiyor?

Türkiye

Türkiye, Arap baharı olarak adlandırılan halk hareketlerinden bu yana Ortadoğu’da ve yakın coğrafya ülkelerinde yön belirleyen aktif ülkelerden biri durumunda. 

Libya’da karışıklık çıktığından bu yana ülke ile yakın siyaset içine giren Türkiye, önce Muammer Kaddafi'ye karşı mücadele eden ve Bingazi'de yoğunlaşan silahlı grupları destekledi. Libya'da iki farklı hükümetin ortaya çıkmasının ardından ise Türkiye Serrac'a destek verdi. 

Türkiye'yi Libya'nın Trablus kentinde kurulu Ulusal Mutabakat Hükümetini (UMH) Tobruk merkezli General Halife Hafter güçlerine karşı koruma amacıyla askeri destek vermeye götüren süreç, 27 Kasım 2019 tarihinde iki taraf arasında savunma ve güvenlik işbirliği ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılması muhtıralarının imzalanması ile başladı.

Türkiye, Libya ile varılan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasıyla ABD desteğiyle Yunanistan-Güney Kıbrıs-Mısır ve İsrail tarafından geliştirilen Doğu Akdeniz Doğal Gaz Forumu oluşumuna yanıt verirken, bölgedeki hidrokarbon paylaşım mücadelesinde önemli bir adım atmış oldu.

Ancak Türkiye açısından bu kazanımın korunması, Başbakan Mustafa Fayez el-Serrac liderliğindeki UMH'nin varlığını sürdürmesine, yani arkasına Rusya, Fransa, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi önemli güçleri alan Hafter'e karşı Trablus'u savunmasına bağlıdır.

Türkiye ulusal çıkar olarak gördüğü Doğu Akdeniz’de hidrokarbon arama çalışmalarını yürütmesi açısından Libya ulusal mutabakat hükümetinden destek görüyor. 

Ankara’nın bu avantajı korumak adına askeri ve siyasi adımlarından vazgeçmesi uzak görünüyor. 

Türkiye, son olarak bakanlık düzeyinde Libya’da yaptığı ziyaretlerde Başbakan Mustafa Fayez al-Sarraj liderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümetine desteği süreceği kararlı bir şekilde açıklandı.

Böylesi hassas bir dönemde Türk yetkililer, Libya'nın başkenti Trablus’a olağanüstü bir ziyaret gerçekleştirerek aslında Serrac yönetiminin yanında oldukları mesajını verdiler.

Libya’ya yapılan ziyarette Misrata’da bir deniz üssü ve bir hafta önce UMH’nin kontrolüne geçen el-Uadiya’da bir hava üssünün kurulması konusu görüşüldü.

Böylelikle iç savaşın ikinci aşamasına geçildi. Bölgeye destek amaçlı yeni askeri güçler yollandı. 

Yerel kaynaklar Türkiye destekli UMH güçlerinin bölgede Hafter'e ve Rusya'ya karşı kullanılmak üzere hava savunma sistemlerini Sirte yakınlarına kurduğunu ve kullanıma hazır hale getirdiğini ifade ediyor.

Türkiye ve Libya 2019 yılı Aralık ayı başlarında, Akdeniz’e uzanan bir münhasır ekonomik bölge oluşturarak, deniz sınırlarını resmi hale getirmek maksadıyla bir anlaşma imzalamıştır. Her iki ülkenin uluslararası çevreler tarafından tanınan parlamentoları tarafından onaylanmasından beri bu anlaşma, deniz yatağı altında yeni bulunan hidrokarbonları işletme yarışı başlatmıştır.

İki ülke arasındaki 35 kilometre uzunluğundaki deniz yetki alanı sınırı önemsiz gibi görülebilir, fakat hidrokarbon yatakları için rekabetin arttığı bir ortamda, komşuları öfkelendiren, Akdeniz’in karmaşık deniz hudut sınırları içinde kilit bir kısmı kapsamaktadır.

Mısır

Mısır, Hafter'i destekleyen ülkeler arasında başı çekiyor. Libya iç savaşının ilk yıllarında doğudaki silahlı grupların liderliğini yapan Hafter'in ülkenin doğu komşusu Mısır ile işbirliğinin bu dönemlerde başladığı belirtiliyor.

Mısır, özellikle 2013 yılındaki askeri darbeden bu yana Müslüman Kardeşler başta olmak üzere radikal olduğunu düşündüğü İslamcı grupları ciddi bir güvenlik tehdidi olarak gördü.

Mısır'ın ayrıca Libya'ya yönelik çok ciddi ekonomik çıkarları da bulunuyor. 1991 yılındaki Körfez Savaşı'ndan bu yana Libya'dan aldığı ucuz petrol anlaşmasını, ülkenin istikrara kavuşmasının ardından da devam ettirmek istiyor.

Ayrıca, savaşın sona erip Libya'nın yeniden yapılandırılmasında Mısır, kendi şirket ve işçilerinin de rol almasını umuyor.

Birleşik Arap Emirlikleri

Libya'da son yıllarda giderek etkili olan ülkelerden birisi de Birleşik Arap Emirlikleridir. Geçtiğimiz yıllarda, BAE, Hafter ile Serrac arasında siyasi bir çözüm bulunması için yürütülen müzakerelere ev sahipliği yaptı.

Sarrac'ın, Hafter'in ülkenin lideri olmasını kabul etmemesi üzerine bu görüşmeler başarısız oldu ve Hafter Nisan ayında Trablus'a karşı taarruz başlattı.

Ayrıca Hafter'i destekleyen birçok mecranın finansmanının da BAE'den geldiği yönünde iddialar var.

BAE, radikal İslam'la küresel çapta mücadele etme amacının bir parçası olarak Hafter'in desteklenmesi gerektiğini savunuyor.

Ne var ki, BAE yönetiminin geçtiğimiz günlerde “Hafter ter taraflı karralar alıyor” açıklaması, BAE’nin Libya’da yönünü değiştirdiği yorumlarına neden oldu.

Rusya

Moskova yönetimi, uzunca bir süre her iki grupla da temasını korudu. Ancak son dönemde Rusya'nın desteğinin Hafter'e bağlı gruplara doğru kaymaya başladığı görülüyor.Özellikle 2019 yılıyla birlikte Rusya ile Hafter arasındaki görüşmeler de yoğunlaştı.

Son dönemde Rusya'da özel bir güvenlik şirketi olan Wagner Group'un Libya'ya savaşçı yolladığı yönündeki iddialar artmaya başladı. Rusya ise bu iddiaları yalanlıyor.

Rusya'nın Libya'daki öncelikleri arasında Kaddafi döneminde yapılmış enerji anlaşmalarını devam ettirecek istikrarlı bir yönetim kurulması yer alıyor.

Ayrıca, Suriye'deki iç savaşın sona yaklaştığı bir dönemde Libya'da kendisine yakın bir yönetimin göreve gelmesi, Rusya'nın Akdeniz'deki varlığını da güçlendirecek bir gelişme olarak gösteriliyor.

Amerika Birleşik Devletleri 

Libya'da NATO'nun hava operasyonları ve uçuşa yasak bölge ilan edilmesiyle Kaddafi'nin devrilmesinde önemli rol oynayan ABD, son dönemde yaşananlar karşısında net bir tutum takınmış değil.

ABD, Hafter ile doğrudan temas kuruyor. 20 yıl ABD'de yaşayan ve ABD vatandaşı olan Hafter'in CIA ile geçmişte bağlantısı olduğu yönünde de ortaya atılan iddialar var.

Hafter, Trablus'a yönelik taarruzu başlattığında dönemin ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile telefonda bir görüşme yaptı. ABD basını bu görüşmede Amerikan yönetiminin Hafter'e operasyon için yeşil ışık yaktığını bildirmişti.

ABD daha sonra Hafter'in Libya'daki çatışmalardan sorumlu olacağına dair bir karar taslağının BM Güvenlik Konseyi'ne sunulmasına engel oldu.

İtalya

İtalya, Libya'ya coğrafi yakınlığı ve tarihi bağlarından dolayı buradaki gelişmeleri en yakından takip eden Avrupa ülkelerinden biridir.

Libya, Akdeniz'i geçerek İtalya üzerinden Avrupa'ya ulaşmak isteyen mültecilerin Afrika'daki en önemli çıkış noktalarından birini oluşturuyor. İtalya'nın mülteci akınını durdurmak için Ulusal Mutabakat Hükümeti ile birlikte çalıştığı ve destek verdiği belirtiliyor.

Geçen yıl Libya'da tansiyonun yeniden yükselmesinin ardından İtalyan yetkililer de devreye girerek, müzakereler yürütmüştü.

Fransa

Fransa ile Libya'da etkili bir diğer Avrupa ülkesi İtalya'nın çıkarları pek örtüşmüyor. Fransa'nın Kuzey Afrika'daki en temel önceliği, radikal İslam ve bunun dolaylı olarak Avrupa'da yaratabileceği tehditleri kontrol altına almaktır.

Bu nedenle Fransa zaman zaman Libya-Çad sınırındaki radikal İslamcı gruplara yönelik hava operasyonu düzenliyor.

Fransa, Libya'da doğrudan herhangi bir taraf tutmasa da Hafter'e karşı mücadele eden bazı radikal gruplara yönelik hava operasyonları da Hafter'in sahadaki ilerlemesine yardımcı oluyor.

Çatışmaların ortasında tükenen bir ülke

Libya’da askeri ve siyasi mücadeleler hız kesmeden devam ederken savaşın acı yüzü tüm ülkede her alanda kendini göstermiş durumda. 2011 yılında Kaddafi’yi devirmek adına NATO tarafından yapılan hava saldırılarında ülke ekonomisi 14 milyar dolar zarara uğramıştı.

Kaddafi sonrası ülkedeki hastanelerin yüzde 44’ü faaliyet göstermiyor. 435 bin Libyalı iç göçmen durumuna düştü. Sadece 2016 yılında 100 bine yakın Libyalının Akdeniz’i aşarak İtalya’ya gittiği iddia ediliyor.

Kanıtlanmış 42 milyar ham petrole ve 1.505 trilyon doğalgaz rezervine sahip olan Libya’da gelinen durumda gayrisafi yurtiçi hasılası yarı yarıyanın da altına 33 milyar dolar olurken, günlük petrol üretimi dörtte bir oranında düştü.

Kişi başına düşen Gayrisafi Yurtiçi Hasıla 2010 yılında 12.120 dolardan bugün 5.193 dolara düştü. 

2011 yılına kadar ülkede su, elektrik doğalgaz, eğitim ve sağlık hizmetleri ücretsizken, bugün ülkede tüm insani ihtiyaçlar noktasında sıkıntı yaşanıyor.

Libya’yı neler bekliyor? 

Türkiye'nin çatışmalara doğrudan müdahalesiyle dengelerin değiştiği Libya'da savaşın seyrinin ne olacağı merak konusu.

Türkiye'den üst düzey bir heyet, geçtiğimiz gün Libya'yı ziyaret ederek UMH'ye yönelik desteğin kararlılığını gösterdi. Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun beraberinde bir üst düzey heyet ve bazı askeri yetkililerin ziyareti UMH'de memnuniyete yol açtı. 

UMH'nin İçişleri Bakanı Fethi Başağa bir süre önce yaptığı açıklamada ateşkesi desteklediklerini, ancak Sirte ve Cufra kontrol altına alınmadan ateşkesin söz konusu olmayacağını belirtmişti.

Bugün gelinen noktada UMH'nin sahada elini güçlendirecek bir şekilde ilerlemeye devam etmek istediği dikkat çekiyor. Hafter destekçisi dış devletlerin ise sahada çıkarlarını koruyabilmek için bu görüşmelerde Hafter sonrası dönemde kendilerinden yana durabilecek isimlerin arayışında olduğu ifade ediliyor.

Sirte'yi ele geçirmesi halinde UMH güçleri, Libya'nın Petrol Hilali bölgesine oldukça yaklaşmış olacak. Zengin petrol ve gaz kaynaklarının bulunduğu bölgede aynı zamanda Libya'nın petrolünü yurt dışına ihraç ettiği önemli merkezler bulunuyor. Bu yönden UMH'nin ilerleyişi daha büyük bir önem arz ediyor.

Siyasi aktörler ve destekçilerinin hedeflerine ulaşmak için hiçbir askeri ve politik hamleyi yapmaktan çekinmeyeceği Libya’da tansiyonun düşmesi ve normalleşme sürecine girilmesi şu an için uzak görünüyor.