Suudi Arabistan’da Veliaht Prensin taht oyunları kızışıyor

Merve Gök

Editör

24 Temmuz 2020, 11:04

Bugünlerde batı ve Arap medyasının yanı sıra Suudi Arabistanlı sosyal medya hesapları, Muhammed bin Selman’ın, eski Veliaht Prens bin Nayef’i yeni yolsuzluk ve kara para aklama suçları ile suçlamaya hazırlandığını konuşuyor. Washington Post gazetesi, bin Selman’ın amcasının oğlu bin Nayef’i suçlamak için elinde bulundurduğu belgeler olduğunu, ancak bu belgelerdeki finansal hareketlerin eski Suudi Kralı Abdullah bin Abdulaziz’in onayından geçtiğini yazdı.

 

Suudi Arabistanlı bir takım sosyal medya kullanıcıları ise, eski Velihat bin Nayef’in yolsuzluklar yaptığına dair binlerce tweet atarak gündemi manipüle etmeye çalışıyor. Diğer yandan bazı Suudi kaynaklar ise bu tweetlerin bin Nayef’e yönelik olası bir suçlama yöneltmeden önce itibarsızlaştırma kampanyalarının bir parçası olduğunu söylüyor.

 

Kral Selman hastaneye kaldırıldı

 

Tüm bunlar yaşanırken, Suudi Arabistan’ın 84 yaşındaki Kralı Muhammed bin Selman geçtiğimiz Pazartesi günü hastaneye kaldırılarak safra kesesi ameliyatı oldu.

 

Kral Seman’ın hastaneye yatırılmasının ertesi günü, Asya Times gazetesi Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın bu yılsonunda ya da en geç önümüzdeki yılın ilk aylarında tahta geçebileceğini yazdı.

 

Gazete, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın önümüzdeki Kasım ayında gerçekleşecek olan ABD seçimlerinden önce Suudi Arabistan’ın kraliyet tahtına oturabileceğini vurguladı.

 

Bu bağlamda, hastanede yatan Suudi Arabistan Kralı Selman’ın ölüm döşeğinde olduğuna inanmayan analistler, kralın sağlık durumu hakkındaki belirsiz durumun, 34 yaşındaki Veliaht prensin yönetimi tamamen devralabilmesi için kullanılabileceğini düşünüyor. Araştırmacılar, bu süreçte bin Selman’ın tahta ulaşabilmek üzere rakiplerini saf dışı bırakmak için “intihar operasyonları” da dahil en sert hamlelerini yapacağını düşünüyor.

 

Bilindiği üzere, 2018 yılının ekim ayında Muhammed bin Selman’ın küçük kardeşi Ahmed bin Abdulaziz Londra dönüşünde hapse atılmış, aynı şeklide, uzun dönem ABD istihbaratına yakınlığıyla bilinen eski Veliaht Prens Muhammed bin Nayef de bin Selman’ın operasyonlarıyla tutuklanmıştı.

 

Tahta giden yolda ABD seçimleri

 

Suudi Arabistan, kurulduğu yıldan bu yana yönetimin ailenin oy birliğiyle kardeşten kardeşe geçmesi yoluyla yönetiliyor. Ancak bin Selman, Suudi Arabistan tarihinde ilk kez bu meşruiyet olmadan tahta geçmeyi planlayan isim. Bin Selman’ın son derece paranoyak bir kişiliğe sahip olduğu belirten analistler, yönetim için yüzyıllardır gelen geleneksel dokuyu bozduğunu çok iyi bildiğini belirtiyor. Bu durum kendisinin endişelerini daha da artırıyor.

 

Yaşadığı büyük gelecek kaygılarıyla sürekli yeni hamleler yapan Veliaht Prens Muhammed bin Selman bugüne kadar kendisini tahta geçirmeye yardımcı olmayacak hiçbir adım atmadı. Bu sebeple, önümüzdeki ABD seçimlerinin ardından Trump ve damadı Jared Kushner’in Beyaz Saray’a veda etmesi korkusuyla bin Selman’ın Kasım ayından önce Suudi Kraliyet tahtındaki yerini sağlamlaştırmaya çalıştığı söyleniyor. Zira ABD tarihinde Suudi Arabistan ile en iyi ilişkiler kuran Trump’ın rakibi Joe Biden ise, defalarca Suudi Arabistan’ı ve eleştirerek, Cemal Kaşıkçı davasını gündeme taşıdı.

 

Cemal Kaşıkçı cinayeti

 

Bin Selman’ın tahta giden yolda kendisine muhalif hiçbir sese tahammül edemediği biliniyor. Suudi Arabistan’ı eleştiren yazılarıyla tanınan Cemal Kaşıkçı bin Selman’ın taht yolunda çatlak bir ses olarak gördüğü gazetecilerden biriydi.  

 

Kaşıkçı, 18 Eylül’de kaleme aldığı bir makalesinde şu ifadeleri kullanmıştı: “Suudi Arabistan hiçbir zaman bu kadar baskıcı olmamıştı. Geçtiğimiz hafta 30 kadar kişi gözaltına alındı, aralarında yakın arkadaşlarım da vardı. Hükümete muhalif görüşleri dile getirmeyi göze alan entelektüellerin ve din adamlarının adını karalama çabaları… Ben ve benim gibi gönüllü sürgün hayatı yaşayanlarsa ülkemize dönüşte gözaltına alınma riskiyle karşı karşıyayız. Yurt dışında yaşayan dostlarım ve ben çaresiz hissediyoruz.”

 

Bilindiği gibi, Suudi gazeteci Kaşıkçı, evlilik işlemleri için 2 Ekim 2018'de gittiği Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülmüştü.

 

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından haziran ayında açıklanan 101 sayfalık raporda Suudi Arabistan, Cemal Kaşıkçı'yı kasten ve taammüden öldürmekten sorumlu tutulmuştu.

 

Raporda, aralarında Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın da bulunduğu üst düzey yetkililerin soruşturulması için güvenilir kanıtlar olduğuna işaret edilmişti.

 

Olayın ardından Muhammed Bin Selman, Suudi gazeteci "Cemal Kaşıkçı cinayetini işleyenlerin kendi sorumluluğunda olduğunu" kabul etmiş, ancak cinayetten haberi olduğu iddialarını reddetmişti. Cinayet zanlıları bin Selman’ın gözetimi altında olan ya da ona yakınlığıyla bilinen isimler olduğu için "cinayet benim gözetimim altında oldu" diyerek kısmen sorumluluk alma eğiliminde olduğunu göstermişti.

 

Anayasal krallık

 

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın “mutlak krallık” yolunda önündeki taşları ayıklayarak muhtemel rakiplerini saf dışı etme çabası, “anayasal krallık” gibi sistem tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Bu tartışmayı tetikleyen en önemli gelişme ise genç veliahdın geçtiğimiz Mart ayında amcası Prens Ahmed bin Abdülaziz ve bir önceki veliaht prens olan kuzeni Muhammed bin Nayif’i tutuklatmasıydı.

 

Son günlerde Suudi Arabistan’da çok sık gündeme getirilen bir proje olan “Anayasal krallık” ise kralın ülkeyi anayasanın belirlediği yetkilerle yönettiği sistemdir. Temel çıkış noktası, kralın yetkilerinin azaltılması veya sınırlandırılması, kararlarının ve yaptıklarının denetime tabi tutulması düşüncesi. Kral yönetimi veraset yoluyla üstlenen en yüksek devlet görevlisi olurken bu sistemde meclisi ve iktidarı tümüyle halk seçiyor. Kralın fiili bir yetkisi bulunmuyor ve iktidar tümüyle halkın seçtiği kurumlarda temerküz ediyor. İngiltere, Kanada, İspanya ve Japonya gibi ülkelerdeki anayasal krallıkta, kral devlet başkanı konumunda olmakla birlikte, gücü elinde bulunduran başbakandır. Arap ülkelerinden Kuveyt, Ürdün, BAE ve Fas’ta da bu sistemin modellerini görmek mümkün.

 

Suudi ailesinin “aile şirketi” olan krallık

 

Suudi Arabistan dünyada kraliyet ailesinin adının verildiği tek diktatör ülke. İngiliz The Economist dergisi 1995 yılında bu ülkeye “aile şirketi” yakıştırması yaparken Prens Talal bin Abdülaziz 2009 yılında Al Arabiya kanalında Turki Dahil’e verdiği röportajda, bunu doğrularcasına, “kraliyet ailesi ülkeyi bir şirket gibi yönetiyor” diyordu. Bu bağlamda, kurucu kralın oğulları ve torunları da haliyle şirketin yönetim kurulu üyeleri oluyor.

 

Suudi Arabistan meşruiyetini İslam’dan alan bir ülke. Devlet bu meşruiyeti dini referans olarak gösterilen ulema üzerinden sağlıyor. Ulema sadece rejime dini bir “sos” katmakla kalmayıp fetvalarıyla yönetime bağlılığı destekleyen bir İslami anlayış servis ediyor. Yönetimdeki aileye dini bir kutsallık atfedilerek en basit bir eleştiri ve siyasi reform talebi “fitne” ve “ümmetin dinamiklerini yıkma çabası” olarak gösteriliyor.

 

Bu sisteme göre, yasamadan (150 mensubunun tamamı kral tarafından 4 yıl süre için atanan) Şura Meclisi sorumlu. Siyasi partilerin bulunmadığı ve merkezi yönetimin belirlenmesi için seçimlerin yapılmadığı bu sistemde, belediye meclis üyelerinin dahi önemli bir kısmını kral atıyor. Yani ortada halkla ilişkisi olmayan, kabile üyeleri ve ulema üzerinden işlerin yürütüldüğü zayıf ve puslu bir sistem var.

 

Sonuç olarak, Prens Muhammed bin Selman’ın iktidara gelmesinin ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyeceği yorumları yapılıyor. Çünkü Prens Selman hem askeri hem de ekonomik konularda fevri ve acemi kararlar alıyor. Yolsuzluk operasyonu adı altında tutuklama dalgası başlatarak rakiplerini tasfiye eden bin Selman, o dönemden bu yana iktidarını güçlendirdi. Üstelik Kaşıkçı cinayeti gibi ülke dışındaki birçok muhalife yönelik cinayet, kaçırma ya da baskı kurma politikaları izleyen Prens’in, Yemen iç savaşındaki askeri girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanması da tahta gelmesi durumda krallığın geleceğine ilişkin soru işaretlerine neden oluyor.